Fotoğraf Hikayeleri - 4 (Araf)

05 OCAK ÖYKÜİLİŞKİLERŞİİR

Tahmini okuma süresi: 2 dakika, 40 saniye.

"Maviye

Maviye çalar gözlerin,

Yangın mavisine

Rüzgarda asi,

Körsem,

Senden gayrısına yoksam,

Bozuksam,

Can benim, düş benim,

Ellere nesi?

Hadi gel,

Ay karanlık..."

Yola çıktım. Ona doğru. Beni bekliyordu. İlk elini. Tuttuğum. Sakalımın saçlarına. Aşkla. Karıştığı yerde. Tutkularımızı açıkça. Söylediğimiz. İlk buluşma. Yerine doğru. Şehrimde. Ormanların gizlediği. Bakir bir. Göl kenarında..

İlk zamanlar böyle değildik, birbirimize öyle uzun cümleler kuruyorduk ki sözlerimizin arasına şiirleri sanki bir virgül gibi ekliyorduk. Son zamanlarda ise iki nokta arasına bazen bir harf bile sığdıramaz olduk. Zamanla karşılıklı iki nokta olmuştuk fark etmeden.

Ona hak veriyorum, son, başlangıç gibi olmalıydı bence de. İkimizin de şiire tutkusu vardı. Maskelerimizi indirip ilk adımı attığımda "Hadi gel, ay karanlık" dediğim bir gece, karşı tarafın göle düşen ay ışığı altında sigaramı yakıp onu beklediğimi bilmesi ve yola çıkıp gelmesi, bu sefer bilirkişinin aynı davetle aynı şekilde beklemesi ve benim hala yolda olmam.

Tarif edemediğim sıkıcı bir belirsizliğin çıldırtan haykırışlarına kulak kesiliyorum, duyamıyorum, göremiyorum, dokunamıyorum, bilmiyorum, düşünüyorum.. Seyir halindeyken sigaramı bitmeye yakın diğer sigarayla yakarken aracın yoldan çıkıp tarlaya girmesiyle kendime geldim.

Biliyorum bir araya gelince söndüğümüz yerden tekrar yanacağız. Her zamanki gibi kasıklarımızdan yine hayaller doğurup terimizle yıkayacağız. Sabaha yakın yorgun ağızlarımızla adını yine temmuz koyacağız oğlumuzun! Sırayla uyutacağız birbirimizi kitap okuyarak. Ve sırayla aldatacağız birbirimizi daha güneş doğmadan. Ama neden ay doğmadan yine koynumuzda sızıyorduk birbirimizin, her seferinde! Neden beraberken yalnızlığımız çoğul türkülerimiz oluyordu da ayrıyken pasaklı kontese dönüşüyorduk. Bunların hepsini sorgulamak istiyordum benim gibi kararsız olduğunu bildiğim o kararlı mavi gözlü bekleyişe. İsteğim, dumanını artık içime çekmediğim sigaranın közü gibi bir yanıp bir sönüyordu. İçimde bir şeyler değişmişti artık. Dışımda ise arabaya yaslanmış boşluğa bakan, onun aldığı gömleğin içinde soğuk bir beden.

Bu fotoğrafı o tarlaya girdiğimde çektim. O sonsuz buğday tarlası, o her biri farklı fikirdeymişçesine yüzünü başka yöne çevirmiş suskun yoldaşlarım. Rüzgarda savrulup tekrar başladıkları yere gelen kısır umutlarım. O an o çıldırtan belirsizliğin Araf olduğunu hissettim. Başını sonunu bildiğin aynı hikayenin defalarca farklı kelimelerle anlatılması. Cennetin ve cehennemin durmadan yer değiştirmesi. Başlanan nokta ile varılmak istenen nokta arasında kayıp bir noktada olmak...

O son noktayı Araf'ta koyduk.

Yıllardır aynı hikayeleri anlatıyoruz farklı kelimelerle ama onun noktasını nerde görsem tanırım.

Hala biraz virgül gibi,

Hala bir türlü ezberleyemediğimiz o şiir gibi.

HASAN ÇAĞLAR

Yine harika ağzına sağlık. "Rüzgarda savrulup tekrar başladıkları yere gelen kısır umutlarım" bu cümleyi sevdim...

06 OCA 2021 Timur Ada