Eskici Pera, Yıldızlar, Suadiye, vesaire!

07 EYLÜL DENEME , ŞİİR , EDEBİYAT

Tahmini okuma süresi: 1 dakika, 44 saniye.

“Varlığı büyük boşlukları dolduracak mahiyette değildi. Fakat yokluğu müthişti!”

Bu dünya, en az bu cümle kadar acımasız bir yer! Bana inanmıyor musun? 38 yaşında ölüp gideceğine inan! Lisede gördüğün rüyaya inan. Yıldız haritalarına ve düzenbazlara inan. Hatta onlardan biri ol. Mars’a, Plüton’a, Merkür’e inan, bana inanma. Uyudun, büyüdün. Öyle göründün. Ama büyümedin. Buna inan mesela. Sakın bana inanma…

Ben de bu sırada büyük boşlukları doldurmakla uğraşırım: Bozcaada’yı mesela sensiz gezerim. Sıradan bir esnaf lokantasında, suyuna zor ekmek banılan üç kaşık yemeğe üç yüz lira öderim. Ses etmem. Güler, geçerim. Arnavutköy sahilinde sensiz yürürüm. Mardin’e mesela sensiz giderim. Seyir terasına çöker, dibek kahvesini sensiz höpürdetirim. Hemen oracıkta Sabahattin Ali’yi hatmederim. Yüzüme Mardin ovasının esintisi çarpar. Bir sürü müze, kilise, hamam. Gece gerdanlık, gündüz seyranlık… Sonra Sultan Şehmus, Şırnak, Muş, Elazığ, Bitlis… Bakırköy marinada otururum. Eskici Pera’da bira içerim. Hem de en sensizinden… Eve dönerim. Bir kütüphane kitap okurum. Bilge olurum. Google’a bakmadan Schopenhauer yazarım. Likya yolunu yürürüm. Olimpos’ta entel hatunlarla sevişirim. Diyojen olurum. Sinop’ta dolaşırım… Eve döner, makarna yaparım. Fesleğenli hem de… Bunların hepsini sensiz yaparım.

Ben yaparım derim. Sen inanma. Cüretkarlığım, inandırıcılıktan uzak bir gevezeliğe dönüştü çünkü. Çenem düştü. Alelade yavanlık baş gösterdi. Yalancı çobandan daha yalancıyım şimdi. Bana inanma.

Bana inanma.

Sen ıskartaya ayırdığın haydutlara inan. Galatasaray'a  inan. Edinburg’a inan. Bir barda sipariş ettiğin üçüncü Glenmorangie’ye inan. Lıkır lıkır iç onu... 

Sakın bana inanma.

Çünkü seni seviyorum.