Bir Nevi 30 Yaş Şiiri

30 HAZİRAN DENEME , ŞİİR , EDEBİYAT

Tahmini okuma süresi: 6 dakika, 10 saniye.

Artık kısa pantolonlu çocuklara

Leblebi tozu üfletmiyorlar

Ve anneler, televizyon başında köylü değiller o kadar

Ruhsar’daki Menkıbe’den bile sahtekar

Tele kadın, dokuz yüzlü hatların ucunda


Ulan Kürşat, seni bir elime geçireceğim var ya!

Ani bir reklam giriyor, Yılan Hikayesi’nin en heyecanlı yerinde,

Kral Sinan’ın Belgin’e kavuşacağı anda yani.

Hassiktir dense de derinden

Yurttaşın kanal idaresindeki yurttaşa

Ne o yurttaş

Zırpa pırta reklam giriyor

Diyebilesi yoktur ki


Bir tek kokudur geçmeyen zamanla

Her duyulduğunda biraz daha keskinleşen


O zaman garip desenli eşortmanlarla

Bizim evin önünde volta atarken zengin çocukları

Ahmet Kaya da müzik yapar, niye yapmasın, furyadır bu

Ama dinlemek suça giriyor canım annem

Zaten bu elden düşme korsan kasetlerle

Kesin suçlar bizi ki

Korkarım her şiire konuk olacak

Mütevazi fakirliğimiz, Salı pazarın orta yerinde


Ah Esra diye girmeli o sokağa

Ey kalçası kendinden güzel, kendinden bağımsız insan

O bisikletten düşüyorsun ya

Senin değil, bizim kaşımız patlıyor

Ki BMX o zaman herkeste yok

Biz yerli malı kontra pedal bisikletin jantlarına

Yıldızlar iliştiriyoruz o devir

Ve bir Atari kaseti almışım elden düşme, ağlaya sızlaya

Babaannem hiçbir oyun bilmiyor

Bu çizgilere para mı verdin diyebiliyor

Mortal Kombat hakkında


Eh be Melike

Geçme buradan çekirdek çitleye çitleye

Biliyorsun fena oluyor, simit oyununun ortasında

Nefesim kesilince.

Annesi kuaför ya, deli ediyor Melike

Mahallenin istediği zaman fön çekemeyen kızlarını


Kalın duvar ve dikenli tel üstünden dadanıyoruz

Şaziye teyzenin muşmula ağacına

Tam yirmi yıl bahçesinde yeşerdi, geri soldu ama

Cennet hurmasının nasıl yendiğini hala bilmez zavallı

Bazen aralardan kaçak sızmalar yapardık

Hani meyve zayi olmasın hesabına


Ve ancak benim ülkemde kovalar çocukları, büyükler

Meyve topluyorlar diye


Hele bir de Bayhan taklidi yaptık mı tamamdır

Lan oğlum bu herif ne acayip şarkı söylüyor böyle!

Sonra sevdirdiler Bayhan’ı

Açıldı halkımın gönlü halkıma

Ama bir daha asla şarkı söylemedi piyasada


Ercan’ın sigara tiryakiliği, tiryaki olmayanların problemi,

Yoldan geçenlerden sigara istiyor

Henüz on beş yaşındayken üstelik

Ev sahibinin besili çocuğu Baki’yi de baştan çıkartmış

Aynı mahallenin kırsalında oturuyoruz

Afyon’umun fırlama çocuğuyla


Ama Gizem nasıl sevişiyordu?

Ve taş gibi

Bu kız var ya insanın sevgilisi olsa,

Uyku tutmaz adamı

Rüyada başka bir lavuğa vermesin hesabı

Hüseyin Sümer lisesinde kız resmen meşhur biri

Bütün okulu getirip götürmüşlüğü var

Yaz tatillerinde Antalya Afyon arası heyecan seferleri düzenliyorum

Gizem hakkında anlatılanları dinleyip

Kahrolmak için


Ama gel gör ki ben o zaman

Böyle serinkanlı bakamıyorum hadiseye

Tabii diyorum oğlum

Sende bu burun olduğu müddetçe

Ve koca kafa durumun düzelmedikçe

Ki her şeyin ameliyatı var bunun yok

Gizem’i tümüyle çıplak göremeyeceksin

Peki saçlarımı ortadan ayırsam?

Gitmez oğlum manyaklaşma senin kafan yuvarlak

Ve yanakların kocaman

O vakit geri çekilmektir tek çare

Allah’ım ne çok aktif sevgisizlik bu

Pasif çocukluğumda


Yok artık kaldırımlarda çekirdek çitleyip

Ağabeylerini ayıplı şeyler izlerken hazırlıksız yakalayan

Mahalle çocukları

Teknoloji diyorlar, bilgisayar, internet, şu, bu

Eğer geçmemişsen interaktif bir kahve muhabbetinin eleğinden

Senden bir bok olmaz açık söyleyeyim

Yalanı yüzde görmek, gözde tanımak dolanı

Diye bir şey vardı ki; mesajlaşmalarda bulunmaz

Yok artık öğretmen evlerinin

Salkım tadında dizilmiş bahçelerinden

Gül çalan varoş romantikleri

Kurutup karşılıksız aşklarına vandallayan,

Top oynamaya gider mi insan arkadaşlarıyla

Tam Kurtlar Vadisi’nin oynadığı saatte

Ki o saatte mahalleyi götürsen kimsenin ruhu duymuyor

Eee! Kolay mı oğlum

Süleyman Çakır vurulmuş

Gerçi yapımcıyla anlaşamamış

Ama olsun, netice değişmez

Terli terli dolaptaki suyu kafaya dikiyorsun ya

Nasıl bahar oluyor anlatamam


Eh be Berna!

Senin kıymetini o sakallı bilmez

Yanağındaki gamzeyi görmedi ki hiç

Sevgili oldunuz, sen de lök diye soyundun.

Kostüm zorlama, ışık berbat

Hiçbir şey sahiden olmuyor

Ama bizim filmimiz öyle miydi seninle

Yatardık sotaya, pencerenin önüne

Ürpertir soğuk, sabah, şehvet neyse işte

Sen ofisten içeri girersin

Gülümseme gözlemlenir dudaklarda,

Hemen bastırılır gülümseyen bizzat ciddiyet tarafından

Bir an duraksar odanın kapısında

Oyalanırsın on saniye kadar

Derken kafayı bir uzatırsın bizim kapı aralığına

Allahım aşk katına!


İşte düşleri de gerçeği de öldürecek kadar soluk

Ve bir son yazısı kadar sevimsiz ayrılık

Örttü meselenin üstünü.

Yani demem o ki Berna

Biz bilirdik kıymetini

Sakallıya gittin, o başka


Bir daha ne senin kıymetin bilinir

Ne de biz aşık olabiliriz herhangi bir kimseye

Senin gamzen olmadan...


Biliyorum aradan on yıl geçti

Bilmiyorum hangi manasız adamlarla seviştin

Biliyorum çok geç oldu kalkacağız bu dünyadan

Ama seni seviyorum Berna

Bu şiire bir yerde rastlarsan mutlaka beni ara


Filiz dediğin dünyanın en genç orospusu

Hastanedeki doktora aşık

Benim elimi tutarken ki; lise sonda henüz

Ben işe başlamışım ve saçlarımı ikiye ayırmaya

Cesaretim yok daha

Doktoru değil seni seviyorum diyor yalandan

Vallahi bak diye and veriyor sahtekar

Sahtekarlık benim küçük aşüfteme çok yakışıyor

Ve ben kadınların sahtekarlıklarına inanmaya

Öyle erken bir yaşta başlıyorum ki

Biliyorum, gülücüğünde tüm erkeklere yer var

Filiz’in

Ondan sonra ne zaman bir kız elini tutsa

Hatırlarsın yalanın tadını


Bence sen Galiyevcisin diyor Süleyman

Her şeyden önce enerjetik materyalist söyleniyorsun

Ben Galiyev falan anlamam kardeşim diyorum

Ki Süleyman’a kardeşim dediysem, kesin hır çıkmıştır

Bu ülkenin sosyalizme ihtiyacı var

Fakat kardeşimin benim sosyalist olmadığıma

İnancı tam

Ona göre ben; de fakto bir Türkçüyüm.


Kaç hükümet düşürdük, kaç devrim yaptık

Tavuk etli rakı sofralarında ergenliğimin

Bu kadar sever misin memleketi?

Al! Şımardı işte!

Hadi gel de hâlâ mı Erdoğan geyiğine girme

O zaman Erdoğan başbakan olarak var ve

Ülkesini sevdiğine dair hiçbir emare yok.


Ve sevmeyi ne çok severdik,

Zeynep’i,

Ve sevilmemekten ne çok nefret ederdik,

Zeynep tarafından

Bir fiyakayla geldi beni karşılamaya

O zaman Bakırköy’ü ilk defa görüyorum

Ve ilk defa görmüyormuş gibi yapmayı

Marifet sayıyorum


İşte beyaz tişörtüyle çıkıp geliyor,

Gri bulutlar dağılıyor aniden

Ve zemheri yerini ilkbahara bırakıyor

Küt saç bir kadına bu kadar mı yakışır, be kardeşim!

Bizzat tanrı ile sözleşme imzalamış

Külkedisi

E tabii söz konusu Zeynep olunca

Önemsiz,

Elmanın kurtlu murtlu öbür yarısı oluveriyorsun.


Bu da kıssamızın acıklı hissesi

Bizde faiz yok

Hata payı veriyoruz


Senin gibi güzelini bir daha göremeyeceğimi bilsem,

Ne şairi be!

Kapında menteşe olurdum.


Kim sallar bu duygu yokluğunda

Çok bölümü içte biriktirilmiş şeyleri

Çünkü akasyalar da yok artık

Nasıl açardı bir orospunun

Orasını burasını açması gibi

Bahardan önce gelip baharı çekiştirir gibi


Neyse geç oldu ağabeyciğim

Şimdilik bırakalım

İstersen bırakma

Şarj bitti zaten

Ama ömür bu, hep yazmaya sebep

Nasılsa devam edeceğiz

Yazmaya.

Yaşamaya.


20 Haziran 20 - Antalya

En iyi görüntü performansı için lütfen cihazınızı dikey konumda kullanın.